Hürmüz krizi sonrası yeni alarm! Fosil yakıtlara mı dönülecek? Türkiye için çarpıcı uyarı
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz, küresel enerji arz güvenliğine ilişkin endişeleri artırırken, enerji güvenliği ile iklim hedefleri arasındaki dengenin nasıl kurulacağı tartışmasını yeniden gündeme getirdi.
"GÜVENLİK KAYGILARINI YENİDEN EN ÜSTE TAŞIDI"
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, enerji politikalarında arz güvenliği ve ekonomik erişilebilirliğin uzun süredir temel hedefler olduğunu, iklim krizinin etkilerinin belirginleşmesiyle sürdürülebilirliğin de bu hedeflere eklendiğini söyledi.
Bağ, temiz enerji dönüşümünün bu üç hedefi birlikte optimize etme çabası olduğunu vurgulayarak, "Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu Rusya-Ukrayna savaşı ve Hürmüz krizi gibi jeopolitik gerilimler, ABD'deki yeni politik eğilimler ve Çin'in temiz teknoloji tedarik zincirlerindeki hakimiyeti, güvenlik kaygılarını yeniden en üste taşıdı." ifadelerini kullandı.
"UZUN SÜRELİ BİR FOSİL BAĞIMLILIĞINA KİLİTLEYECEK"
Bağ, bu noktadaki temel riskin kısa vadeli enerji güvenliği kaygılarıyla uzun vadeli fosil yakıt yatırımlarına yönelmek olduğunu söyleyerek, "Böyle bir tercih, ülkeleri uzun süreli bir fosil bağımlılığına kilitleyerek hem ekonomik kırılganlığı artıracak hem de enerji ithalatına bağımlılığı sürdürecektir." dedi.
"KİTLESEL GÖÇLER ANLAMINA GELİYOR"
Enerji güvenliği tartışmalarında iklim krizinin ikinci plana itilmemesi gerektiğini, krizin enerji güvenliği açısından da uzun vadeli bir tehdit oluşturduğunu vurgulayan Bağ, "Bilim insanları 1,5 derecelik eşiğin aşıldığını söylüyor. Bu, daha fazla sıcak hava dalgası, kuraklık, su ve gıda kıtlığı, orman yangınları ve nihayetinde kitlesel göçler anlamına geliyor." diye konuştu.
Bağ, kriz dönemlerinde ülkelerin tedarikçilerini çeşitlendirme, depolama imkanlarını kullanma ve varsa atıl yerli üretim kapasitelerini devreye alma gibi kısa vadeli seçeneklere başvurabileceğini belirterek, yeni fosil yakıt yatırımlarının ise aynı hızda sonuç vermeyeceğini anlattı.
Türkiye'de doğal gazın kömürle ikame edilmesinin kısa vadede sınırlı bir seçenek olduğunu ifade eden Bağ, "Yeni kömür santrallerinin finansman bulması zor, devreye alınmaları ise çevresel izinler ve altyapı yatırımlarıyla birlikte en az beş yıllık bir süreç gerektiriyor." dedi.
"ENERJİ SİSTEMİNİN DAYANIKLILIĞINI ARTIRABİLİR"
Bağ, buna karşılık güneş ve rüzgarın daha hızlı devreye alınabileceğini anlatarak, "Bunların enerji depolama ve diğer esneklik çözümleriyle desteklenmesi, modern ve esnek şebekelerin güçlendirilmesiyle birlikte enerji sisteminin dayanıklılığını artırabilir." ifadelerini kullandı.
Bu nedenle enerji güvenliği ile enerji dönüşümünün birbirinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Bağ, "Enerji güvenliği açısından kalıcı çözüm, fosil yakıtlara bağımlılığı yeniden artırmak değil, ithal fosil yakıt ihtiyacını azaltacak enerji dönüşümünü hızlandırmak." değerlendirmesinde bulundu.
"AYNI DÖNÜŞÜM STRATEJİSİNİN İKİ PARÇASI"
Bağ, COP31'in enerji güvenliği ile iklim hedeflerini aynı çerçevede ele almak için önemli bir fırsat olduğunu söyleyerek, "Bence COP31'in burada verebileceği en güçlü mesaj, enerji güvenliği ile iklim hedeflerinin aynı dönüşüm stratejisinin iki parçası olduğu." dedi.
Yenilenebilir enerji yatırımlarının yanı sıra şebeke, depolama ve esneklik yatırımlarının da artırılması gerektiğini ifade eden Bağ, Türkiye açısından COP31'in enerji dönüşümünü yalnızca uzun vadeli bir iklim hedefi olarak değil, enerji güvenliği, rekabetçilik ve ekonomik dayanıklılık stratejisi olarak ele almak için fırsat sunduğunu aktardı.
Bağ, "Asıl risk, enerji güvenliğine yatırım yapmak değil, enerji güvenliğini yeni ve uzun ömürlü fosil yakıt altyapısı yatırımlarıyla özdeşleştirmek." değerlendirmesinde bulundu.