Netanyahu seçim öncesi Türkiye’yi hedef aldı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde Türkiye’yi seçim kampanyasının ana gündemlerinden biri haline getirdi. Netanyahu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaşanan gerilimi kullanarak iç politikadaki desteğini yeniden artırmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

İsrail merkezli i24NEWS’in haberine göre, Netanyahu eylül ayının sonunda yetkililere Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında delil toplanması talimatı verdi. Söz konusu dosyanın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) gönderilmesinin planlandığı belirtildi.

Ancak bu girişimin hukuki açıdan karşılık bulmasının zor olduğu belirtiliyor. Türkiye ve İsrail’in Roma Statüsü’ne taraf olmaması ve UCM’nin yargı yetkisini tanımaması, mahkemenin iki ülkenin topraklarında soruşturma yürütmesini sınırlıyor. Öte yandan UCM’nin Netanyahu hakkındaki dosyasına göre İsrail Başbakanı, Gazze’de sivillerin öldürülmesi, zulüm ve açlığın savaş yöntemi olarak kullanılması gibi suçlamalar kapsamında mahkemenin çıkardığı tutuklama kararının muhatabı. İsrail ise kararı hukuka aykırı olarak nitelendirerek soruşturmayla iş birliği yapmayı reddediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise uzun süredir İsrail Başbakanı ve iktidardaki Likud Partisi’nin Filistin’deki şiddet olayları nedeniyle hesap vermesi gerektiğini savunuyor ve İsrail üzerindeki uluslararası baskının artırılmasını destekliyor.

Netanyahu’nun uluslararası alandaki itibarının da tartışma konusu olduğu belirtiliyor. İsrail Başbakanı, 24 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’yi İsrail hakkında yalanlar yaymakla suçladı. Reuters’ın haberine göre, Netanyahu kürsüye çıktığında çok sayıda yabancı ülke delegasyonu salonu terk etti.

NETANYAHU HÜKÜMETİNİN SEÇİM KARNESİ

Netanyahu açısından son dönem, iç politikada da zorlu geçti. Mayıs 2025’te Gazze’nin tamamında kontrol sağlamayı, Hamas’ı yok etmeyi, rehineleri serbest bırakmayı ve “tam zafer” elde etmeyi vadeden Netanyahu, aynı yılın ekim ayında Filistinlilerle ateşkesi kabul etti. Ancak soykırıma devam ediyor.

Benzer bir tablo İran konusunda da ortaya çıktı. Haziran 2025’teki 12 günlük savaşın ardından Netanyahu “tarihi başarı” ilan ederek nükleer tehdidin ortadan kaldırıldığını savundu. Ancak Şubat 2026’da İsrail ve ABD, İran’ın nükleer silah geliştirdiği şüphesiyle yeniden saldırılar düzenledi. İran’ın karşılık olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel enerji ve ticaret açısından önemli sonuçlar doğurdu. Aradan altı ay geçmesine rağmen İran Devrim Muhafızları, dünyanın en önemli ticaret güzergâhlarından biri olan boğazdan hangi gemilerin hangi koşullarda geçebileceğini belirlemeyi sürdürüyor.

Netanyahu, İsrail’de yedinci kez seçimi kazanarak iktidarda kalmayı hedefliyor. Ancak kamuoyu araştırmaları Başbakan açısından tabloyu zor gösteriyor. Channel 12 tarafından yayımlanan bir ankette Likud’un 20 sandalye, Netanyahu liderliğindeki bloğun ise toplam 50 sandalye elde edeceği öngörülüyor. Hükümet kurabilmek için 61 sandalyeye ihtiyaç bulunuyor.

Anadolu Ajansı’nın aktardığı başka bir kamuoyu araştırmasına göre ise Eisenkot liderliğindeki blok 54 sandalyeyle Netanyahu’nun 50 sandalyelik bloğunun önünde bulunuyor.

SAĞ İTTİFAK ARAYIŞI

Seçimlerdeki konumunun farkında olan Netanyahu, daha küçük sağ partilerle ittifak kurmaya çalışıyor. Reuters’ın eylül ayında yayımladığı habere göre Netanyahu, sağ partilere seçim barajını aşabilmeleri için ortak listeler oluşturma ve Likud liderliğindeki bloğa katılma teklifinde bulundu. Ancak uzun süren görüşmelerin ardından Netanyahu’nun ideolojik olarak en yakın müttefikleri arasında yer alan bazı partiler dahi Likud ile birlikte hareket etmeyi reddetti.

İktidar partisinin seçim sürecindeki bir diğer hamlesi ise Arap partilerine yönelik oldu. 23 Eylül’de Merkezi Seçim Komitesi, ülkenin iki önemli Arap partisi Ra’am ve Ortak Liste’nin seçime katılmasını engelledi. Ancak The Jerusalem Post’un haberine göre, İsrail Yüksek Mahkemesi 2 Ekim’de söz konusu yasakları kaldırdı.

Arap vatandaşların ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 21’ini oluşturması nedeniyle seçimde bu kesimin oylarının belirleyici olabileceği değerlendiriliyor.

“DIŞ TEHDİT” SÖYLEMİ YENİDEN GÜNDEMDE

Netanyahu’nun seçim kampanyasında güvenlik endişelerini de öne çıkardığı görülüyor. Başbakan, 29 Eylül’de Tel Nof Hava Üssü’nü ziyaretinde bir savaş uçağının önünde yaptığı açıklamada, seçim öncesinde “düşmanların İsrail’e saldırmaya çalışacağını” söyledi.

Bu açıklama, İsrail kamuoyunda 7 Ekim saldırılarını yeniden gündeme getirdi. Ancak Israel Hayom gazetesinin hemen ardından yayımladığı haberde, güvenlik birimlerinin yaklaşan bir saldırıya ilişkin somut bir istihbarata sahip olmadığı bildirildi.

Netanyahu’nun, 2023’te kendisine siyasi açıdan avantaj sağlayan benzer bir atmosferi yeniden oluşturmaya çalıştığı öne sürülüyor. 7 Ekim saldırısının ardından muhalefet partileri ortak tehdide karşı hükümetle birlikte hareket etmişti. Netanyahu’nun bugün de olası saldırılardan söz ederek Türkiye’yi hedef göstermesiyle seçmenlerin dikkatini dış tehdide yöneltmeye çalıştığı değerlendirmesi yapılıyor.

Ancak kamuoyu desteğinin sınırlı olduğu görülüyor. Eylül ayında gerçekleştirilen INSS araştırmasına göre Netanyahu’ya güvenenlerin oranı yüzde 31’de kalırken, hükümete güvenenlerin oranı yüzde 27 olarak ölçüldü.

TÜRKİYE İLE GERİLİM SEÇİM KAMPANYASININ PARÇASI MI?

Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve Türkiye’yi seçim kampanyasının merkezine taşıması, İsrail Başbakanı’nın iç politikadaki desteğini yeniden konsolide etme arayışının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İsrail Başbakanı’nın Erdoğan hakkında UCM üzerinden girişimde bulunma çabası da bu siyasi mücadelenin dikkat çeken unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Buna karşın Türkiye daha önce İsrail hakkında uluslararası hukuk mekanizmaları nezdinde girişimlerde bulunmuştu.

Benzer Videolar