Mahmut Bıyıklı yazdı:
Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’nın yayımladığı bildiri epey ses getirdi. Bildiri, bir cemaat tarafından kaleme alınmasına rağmen İslami camianın bütün renkleri tarafından sahiplenildi.
Vakfın vermek istediği mesaj, muhafazakâr kesim tarafından doğru anlaşıldı Camilerde, mescitlerde, vakıflarda, derneklerde dillendirilen meseleler metne dökülmüş oldu.
Bildiriyi en yanlış okuyanlar muhalif kesim oldu. Türkiye’yi doğru okuyamadıkları gibi verilmek istenen mesajı da doğru okuyamadılar. Bildiriyi iktidara karşı bir başkaldırı olarak görecek kadar uçtular.
Hüdayi Vakfı’nın böyle bir derdi olmadığı gayet açık. Vakıf, hakikati en yalın şekliyle söyleyip sorunları resmetmiş. Emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker sorumluluğunu yerine getirmiş.
Hüdayi Vakfı’nın ne demek istediğini anlamak yerine sosyal medyada vakfı tartışmaya açanlar da oldu. Bazıları adını ilk defa duydukları vakfa sürü psikolojisiyle saldırıya geçti.
Bu sebeple önce Hüdayi Vakfı ve camiası hakkında sonra bütün tasavvufi oluşumların toplumdaki karşılığı hakkında birkaç kelam etmek isterim.
SAMİ EFENDİNİN ÇİZGİSİ
Türkiye’de onlarca vakıf ve camia varken Hüdayi Vakfı’nının neden öne çıktığını soranlar olmuş.
Böyle bir bildiriyi en önde Hüdayi Vakfı’nın yazması gayet doğaldır. Çünkü bunu, izini takip ettikleri ve yolunu sürdürdükleri Mahmud Sami Ramazanoğlu’nun sevaplar gibi tertemiz hayatına ve sahih tasavvuf anlayışına uygun bir hamle olarak değerlendirmek gerekir.
Sami Efendi Hazretleri, kendisine ailesinden çok büyük mal ve arazi miras kalmasına rağmen kendisine düşen, maddi değeri çok büyük serveti almamıştır.
Helal lokma dikkati ve kul hakkı hassasiyeti o kadar yüksektir ki yan tarladaki bir buğday tanesinin kazara kendi tarlasına düşmesinin hesabını düşünerek servetinden vazgeçmiştir.
Bu hassasiyet, hukuk diplomasına sahip olduğu hâlde avukatlık mesleğini icra etmekten uzak durmasına da vesile olmuştur. Çok sayıda varlıklı müridinin olmasına rağmen kendi emeğiyle geçinmeyi seçmiş; bir ticarethanenin muhasebesini tutarak maişetini temin etmiştir.
Günümüzde şeyhlik iddiasında bulunan nice insanın mali durumuna bakınca Sami Efendi Hazretlerinin büyüklüğünün derecesini daha iyi anlıyoruz.
İşte böylesine büyük bir öncünün manevi mirasının üzerinde oturan Hüdayi Vakfı’nın bu açıklamayı yapması gerekirdi.
SAHİH BİR TASAVVUF ANLAYIŞI
Hüdayi Vakfı’nı uzun yıllardır takip ediyorum. Mübalağalı menkıbelerden ve keramet pazarlamasından uzak durarak şeriatın ölçülerine bağlı sağlam bir tasavvuf anlayışını muhafaza ettiklerini biliyorum.
Cemaatin önderi Osman Nuri Topbaş’ın bu husustaki ikazlarını da son derece kıymetli buluyorum.
Nitekim bir sohbetinde, şeyhinin mahşer yerinde elinden tutup kendisini cennete götüreceğine dair sözleri bir felaket olarak değerlendirmiş; gerçek mürşitlerin, müritlerinin kendilerini kutsallaştırmasına asla müsaade etmeyeceklerini vurgulamıştır. İnternetteki konuşmalarında buna benzer uyarılarını görmek mümkün.
ANADOLUDAN TÜRKİSTAN’A HAYIR KÖPRÜLERİ
Bazı kesimlerin adını mezkur bildiriyle duyduğu Hüdayi Vakfı, hayırlı çalışmalarıyla her daim gündemimizde yer buldu.
Bazı cemaatlerin sürekli alan konumunda kalmasına karşılık Hüdayi camiası, Osmanlı vakıf geleneğinin ruhuna sadık kalarak veren el olmayı sürdürmüştür.
Merhum Emin Saraç Hoca’nın, Topbaş ailesinin Osmanlı bakiyesi pek çok âlime sahip çıktığına dair anlattıkları, bu hayır geleneğine dair güzel bir şahitliktir.
Özellikle Türkistan’da katı Selefi örgütlerin yayılmacı faaliyetlerini sürdürdüğü bir dönemde, coğrafyanın tarihî ve manevi dokusuyla uyumlu, sahih tasavvuf anlayışını muhafaza eden Hüdayi Vakfı’nın o topraklardaki varlığı çok kıymetlidir.
Keşke devletlilerimiz, Türkistan ve Balkanlar’da örtülü faaliyetler yürüten Şii ve Selefi yapılara karşı, irfan geleneğimizin ölçüleriyle hareket eden müesseselerin bu coğrafyalardaki varlığını güçlendirmeyi bir devlet politikası olarak benimsese.
TOPTANCI TUTUM
Devletine bağlı, milletine sevdalı sufi oluşumları doğru bir zeminde değerlendirmek gerekir. FETÖ örneğinden hareketle diğer camialara da sert tavır takınan bazı ulusalcı isimler, meseleyi toptancı bir yaklaşımla ele alıyor.
FETÖ, başından beri ABD’nin bir aparatıydı. Türkiye merkezli, dış bağlantısı bulunmayan yapılara bakışımız ise bu ayrımı gözetmeli.
Bu topraklardan doğan, Türkiye ekseninden sapmayan ve emperyalist güçlerin kendisini kullanmasına müsaade etmeyen oluşumların taşıdığı sivil birikimden devlet istifade etmelidir.
Hüdayi Vakfı’nın gönül coğrafyamızda yürüttüğü çalışmalar güzel örnekler arasına yazılmalıdır.
Katı Selefilerin her şeyi “tağut” kavramıyla yaftalayarak zihinlerde ve gönüllerde bıraktığı zehri, ancak itidali esas alan sufi oluşumların irfanıyla temizleyebiliriz.
ÖZELEŞTİRİ VE ŞEFFAFLIK
Eleştiri yapanlar da özeleştiri yapabilmelidir. Tarikatlar toplumda karşılıkları olup olmadığını görmek için sahaya kulak vermeleri iyi olur.
15 Temmuz, bütün tarikat ve cemaatlere kendileriyle yüzleşme ve özeleştiri yapma imkânı sunmuştu.
Ne var ki bu yapıların hâlâ esaslı bir iç muhasebeye yöneldiklerini söylemek güç. Ülkemiz ve insanlık adına üstlenmeleri gereken misyonun çok uzağındalar.
Değişen dünyayı okuyamayan, kendi içine kapanmış yapılar, zamanla toplumsal karşılıklarını yitirerek kepenk kapatmak zorunda kalacaktır.
Bu sebeple söz konusu yapıların kendilerini yeniden yapılandırmaları kaçınılmazdır.
İçinde yaşadıkları topluma kendilerini açık ve şeffaf biçimde anlatabilmeleri de bu yenilenmenin olmazsa olmazlarındandır.
Zira FETÖ ve benzeri olumsuz örnekler sebebiyle Türkiye’de tarikat ve cemaatlere ilişkin toplumsal algı ciddi biçimde zedelenmiştir.
Bazı yapılar, gaflet içerisinde bu algıyı beslemeye devam ederek tarikat düşmanlarına koz vermektedir.
YESEVİ NEFESLİLER
Kur’an ve sünnet merkezli bir tasavvuf anlayışını yaşatan, bu toprakların ruhuyla ahenk içinde hareket eden; Yunusların, Mevlânâların, Hacı Bayramların, Akşemseddinlerin izinden yürüyerek ulaştığı her yere Yesevi nefesi taşıyan, hakka hak, batıla batıl deme cesaretini koruyan hakikat önderlerine çağımızın ne denli muhtaç olduğu aşikârdır.
Son yüzyılın örnek ve öncü sufilerinden Mehmed Zahid Kotku Hazretlerinin “Cemaatler, cemiyete adam yetiştirir; cemaate değil.” sözündeki hikmeti rehber edinen yapıların ülkemize sunduğu katkı hakkıyla değerlendirilmelidir.
Bu ölçüden uzaklaşılıp başka mecralara yönelindiğinde ise devlet, sorumluluğunun gereğini yerine getirmelidir.
HELALDEN VAZGEÇEBİLMEK
Türkiye’de toplumun ıslahı, Müslümanlara rağmen yine Müslümanlar eliyle olacaktır. Başka hiçbir kesimin bu topraklara sunacağı şifa yok.
Bu sebeple Hüdayi Vakfı gibi kurumlar, “talkın ve salkım” meselesinde son derece hassas davranmak zorunda olduklarını bilmelidir.
Söz ile fiil arasındaki uyum zedelendiğinde toplum sırtını döner; kaleme alınan bildiri ne kadar edebî, ilmî ve entelektüel olursa olsun, meşhur atasözümüzü hatırlatıp geçer.
İktidar ve imkân alanlarından uzak durarak ıslah ve irşat faaliyetlerini sürdürenler, söz söyleme ve itiraz etme haklarını muhafaza ederler.
İmkânlardan sınırsızca istifade edenler ise konuşmaları gereken zamanda susmak zorunda kalırlar.
Bütün tarikat mensupları, Hz. Ali Efendimize atfedilen “Dünya beni haramdan menetti. Ben onun helalinden de geçtim.” sözünü hatırlamalı; “Başkalarına helal olan her şey bizlere haramdır.” diyen tasavvuf ulularının o yüksek hassasiyet çizgisini korumalıdır.
Böyle davrandıklarında yalnızca kendilerine değil, milletimize de büyük bir iyilik yapmış olurlar. Çünkü bu toplumu toparlayacak, dağılanları yeniden bir araya getirecek olanlar, yine irfan geleneğinin takipçileri olacaktır.
ANADOLUYU YENİDEN MAYALAMAK
Tarihimiz boyunca gazi dervişlerin, alperenlerin ve sufilerin bu topraklara çaldığı mayayla millet olduk, bu coğrafyayı vatan kıldık. Tarikatların tarihî misyonlarına yeniden dönmesi elzemdir. Anadolu yeniden mayalanmayı beklemektedir.
Mürşitlerimiz, dervişlerimiz siyasetten ve ticaretten uzak durarak yüreklere dokunmalı; canavarlaşan çağın çemberinde kıvranan modern insanı gönlünden yakalayarak feraha ve huzura kavuşturmalıdırlar.
Müritlerine makam ayarlamaya, taliplerinin ihale işlerini takip etmeye koyularak varoluş gayelerinden uzaklaşan yapıların kutsiyeti kalmaz.
Böyle bir savrulmanın sonunda bildiri kaleme alacak, hakikati dile getirecek kimse de bulunmaz.
Birbirine hakkı tavsiye edenler kalmadığında ise hepimiz ziyan olur gideriz. Allah muhafaza.
Makam ve mansıp peşinde koşmayan, kamu malını yetim malı gibi gören, siyasaya bulaşmayan, piyasaya düşmeyen; “Ehliyet ve liyakat sahibi değilse benim tarikatimden olanlar bile kadroları işgal etmemeli.” diyebilen, hakikatten milim sapmayan çağımızın devrimci dervişleri her daim var olsun.
SON DAKİKA
1 saat önceSON DAKİKA
1 saat önceSON DAKİKA
1 saat önceSON DAKİKA
1 saat önceSPOR
15 gün önce
1
Ticaret Bakanlığı Basın Müşaviri Kaplan’dan Murat Ağırel’in iddialarına yalanlama
581 kez okundu
2
Paşinyan Türkiye sınırını işaret etti! Ermenistan’da Türkiye heyecanı
562 kez okundu
3
Rumların hezeyanı elinde patladı! ‘İsrail bizim için savaşmaz’
445 kez okundu
4
Eski kilise 42 yıldır cami olarak hizmet veriyor!
392 kez okundu
5
İstanbul 5. Tüketici Mahkemesi
392 kez okundu
6
Erdoğan’la görüşme sabrı taşırdı! CHP’den Mansur Yavaş’a ültimatom: Artık kararını ver
381 kez okundu
7
Türkiye hangi ülkeye satacak? S-400 iddiası Yunanistan’ı vurdu
332 kez okundu
8
Son dakika: Endonezya’da 6,6 büyüklüğünde şiddetli deprem!
314 kez okundu
9
Başbakan Zeydi’den özel talimat! Dev projede yeni gelişme
285 kez okundu
10
İstanbul Anadolu 91. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliği
282 kez okundu