Adana’nın Saimbeyli ilçesinde 17 dakika arayla meydana gelen 4,8 ve 4,9 büyüklüğündeki iki deprem ile Osmaniye’nin Sumbas ilçesinde meydana gelen 5,2 büyüklüğündeki sarsıntı, bölgede hareketli saatlerin yaşanmasına neden oldu.
Çevre illerde de hissedilen depremlerin ardından ekiplerin özellikle kırsal bölgelerde saha tarama çalışmaları sürerken, şu ana kadar olumsuz bir ihbar bulunmadığı bildirildi.
Peş peşe meydana gelen depremler sonrası uzman isimlerden dikkat çeken açıklamalar geldi. Prof. Dr. Osman Bektaş, bölgede 6 ile 7 arasında deprem olma ihtimalinin bulunduğunu belirtirken, Prof. Dr. Süleyman Pampal ve Prof. Dr. Şükrü Ersoy da bölgede daha büyük deprem üretebilecek fayların bulunduğuna dikkat çekti.
BEKTAŞ: GİDEREK ARTAN DEPREM BİZİ BİRAZ TEDİRGİN EDİYOR
Prof. Dr. Osman Bektaş, meydana gelen sarsıntıların Savrun Fayı üzerinde gerçekleştiğini belirterek, bölgede 2023 yılından bu yana zaman zaman 4-5 büyüklüğünde depremler yaşandığını söyledi.
Bektaş, “Şu anda Adanalılar için panik yapacak bir durum yok. Bu depremler Savrun Fayı üzerinde, yani bugün olan deprem fayı üzerinde 2023 yılından beri zaman zaman 4-5 büyüklüğünde depremler oluyor. Bakın, 2023’ten 2026’ya kadar, yani üç yıl boyunca bu tür 4-5 büyüklüğünde depremler oldu. Ama arkadan büyük deprem gelmedi.” dedi.
Depremlerin büyüklüğündeki artışa dikkat çeken Bektaş, “Ancak beni biraz tedirgin eden husus şu: 4.5’le başlayıp 4.9 ve 5.2’ye çıkması beni biraz tedirgin etti açıkçası. Ve bunu takip etmemiz lazım. Daha büyük bir deprem gelebilir mi? Olasılık içerisinde. Ama böyle de kalabilir. Yani geçmişe bakarsanız bu böyle kalır. Ama arka arkaya üç defa 4.2, 4.5, 4.9, giderek artan bir deprem bizi biraz tedirgin ediyor. O yüzden ihtiyatlı olmak lazım.” ifadelerini kullandı.
Bölgede tek bir fay değil, birbirine paralel bir fay zonu olduğunu vurgulayan Bektaş, “Burada bu segmentler, üç tane segment şu anda arka arkaya kırıldı. Bu arka arkaya kırılan segmentler daha büyük bir deprem oluşturabilir mi? Mümkün. Ama tekrar ediyorum, bu orta büyüklükteki depremler üç yıldan beri bu bölgede, aynı yerde oluyordu ve arkası gelmiyordu. Yani böyle bir vites yükseltmesi yoktu. Şimdi bu beni biraz tedirgin etti. 4.0’dan başlayıp 5’e kadar böyle arka arkaya gelmesi bizi tedirgin etti. Ve bu zonun, böyle bir fayın üretebileceği deprem ben şahsen 6 veya 6 artı diye düşünüyorum.” dedi.
Sunucunun 6’nın üzerinde bir deprem ihtimalini sorması üzerine olasılıkların altını çizen Bektaş, “Olabilir, olabilir. Yani 6 ile 7 arasında bir deprem olma olasılığı var. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Yani özellikle arka arkaya üç depremin yaşanması aynı yerde, bu olasılığı bize gösteriyor. Bunu anlamak için sakin bir şekilde izlememiz lazım. Böyle bir davranış yapmamıştı Savrun Fayı.” diye konuştu.
Bölge halkına yönelik uyarılarını sürdüren Bektaş, 6 büyüklüğündeki olası bir depremin Adana’nın bugünkü sağlam yapı stoğunda önemli bir hasar oluşturmasını beklemediğini dile getirdi.
Hasarlı binalar konusunda hayati uyarılarda bulunan Bektaş, “2023 depremleriyle, deprem çiftiyle zarar görmüş binalar varsa o binalar zaten şu ana kadar tekrar gözden geçirilip güçlendirilmiş olması gerekirdi veyahut da yıkılmış olması gerekirdi. Dolayısıyla biz şu anda Adana’da depreme dayanıklı bir yapı stoğunu düşünüyoruz. Eğer hakikaten öyle binalar varsa elbette ki bu orta büyüklükteki depremler, üç yıldan beri devam eden depremler o bölgeyi sarsmıştır.” dedi.
Zemin faktörüne de dikkat çeken Bektaş, “Şimdi bir de 4 büyüklüğünde deprem diyoruz, 5 büyüklüğünde deprem diyoruz ama o deprem Adana Ovası’nda bir büyütmeye de sebebiyet verebiliyor. Yani zemin, zemin depremi de büyütme olasılığı var. Dolayısıyla o tür binalar varsa kesinlikle o tür binalara girilmemesi gerekir. Yani AFAD’dan onay almamış binalara girilmemesi gerekir.” diye konuştu.
Deprem Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Pampal da Adana ve Osmaniye’de meydana gelen depremlerin birbirine çok uzakmış gibi algılandığını ancak durumun farklı olduğunu söyledi.
Pampal, “Şimdi öncelikle bir yanlış anlamayı düzeltelim. Birinci deprem Adana Saimbeyli yakın güneyinde, bir 10-15 kilometre güneyinde Ayvacık denilen bölgede, ‘Yardıbi Fayı’ diye benim adlandırdığım bir fay var orada. Doğu-batı yönlü, aktif bir fay. 6 Şubat’ta ikinci depremi üreten Çardak Fayı’nın batı ucuna yakın, biraz daha güneyde doğu-batı yönlü onun gibi. O bölgede zaten faylar olmaya devam ediyor, işte depremler olmaya devam ediyor.” dedi.
İkinci depremin merkez üssü olan Osmaniye’nin Sumbas ilçesine bağlı Bağdaş mevkiine dikkat çeken Pampal, şunları kaydetti:
“Burası eskiden Adana’ya bağlıydı ama şu anda Osmaniye’ye bağlı Sumbas ilçesinin hemen 10 kilometre kuzeyindeki, 15 kilometre kuzeyindeki bir bölge. Burada da gene doğu-batı yönlü Kırkpınar Fayı olarak adlandırdığım ve haritaladığım benim bir fay var. Bu fayın kırılmış olduğunu varsayıyorum, öngörüyorum. Bu faylar çünkü bölgede 5,5 büyüklüğünde depremleri daha önce hemen batı tarafındaki Akçalıuşağı ve Bozdoğanuşağı faylarının bulunduğu bölgede yaşadık. Buna benzer faylar doğu-batı yönlü, kuzey-güney yönlü Savrun Fayı’nı kesen faylar. Bunlar aktif, yani bu doğu-batı yönlü faylar. Onlardan biri güneyde kırıldı, biri de kuzeyde kırıldı. Birbirine de 15-20 kilometre mesafe var. Yani bu iki deprem aynı sistem içinde, tektonik sistem içinde bulunan faylar.”
Bölge halkını rahatlatacak ifadeler kullanan Pampal, “O bakımdan yani bir Adana’da, bir Osmaniye’de oldu paniğine gerek yok. Depremler aynı bölgede oluyor, birbirine çok yakın bölgede oluyor. Beklemediğimiz depremler değil, bilmediğimiz faylar değil. Özelliklerini biliyoruz. Öyle 7-8 büyüklüğünde deprem üretebilecek faylar değil bunlar. Daha çok 5-6 büyüklüğünde, arası büyüklükte deprem üretebileceğini yıllardır dile getiriyorum zaten.” diye konuştu.
Bölgedeki daha büyük risklere işaret eden Pampal, “Ama kuzeyde, Saimbeyli civarında bu yaz özellikle arazi çalışması yaptığımız ve Yardıbi Fayı olarak adlandırdığımız daha büyük bir fay var maalesef. Burada bir miktar daha büyük deprem olma ihtimalini göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Yaz başında Ceyhan’da halka yönelik bir bilgilendirme konferansı yaptıklarını anlatan Pampal, “Yani bölge maalesef tektonik bakımdan aktif. Ortalama 6 büyüklüğüne varan, 6’yı geçecek büyüklüklerde deprem üretecek çok sayıda fayın varlığını biliyoruz. Kuzeyde bir miktar daha, yani Göksun-Saimbeyli hattının yakın güneyinden doğu-batı yönde geçen biraz daha büyük bir fay var; Yardıbi Fayı diye adlandırdım, daha resmileşmedi ama yayınladığımız takdirde resmileşir. Bu fay eğer hareket ederse bir miktar daha büyük deprem üretme potansiyeli taşıyor.” dedi.
Çukurova bölgesindeki yapı stoğu ve zemin etüdü sorunlarına değinen Pampal, Toroslar ile Çukurova’nın kesiştiği alanlardaki tehlikeyi vurguladı.
Pampal, “Özellikle ilçeler bazında ve Adana’nın kuzey kesimleri alüvyal zeminler üzerine kurulmuş, maalesef de depreme dayanıklı olmayan bir yapı stoğuna sahip. Yani bölgenin zemin durumu maalesef depremin yıkıcı etkisini, büyüklüğünü 3-4 katına kadar artıracak, ivmesini 3-4 katına kadar artıracak özellikler taşıyor. Alüvyal zemin, yeraltı suyu içeren zemin… Bunlar depremin hiç sevmediği zeminler.” diye konuştu.
Yanlış kentleşme politikalarının altını çizen Pampal, “Ve bu zeminlerin üzerine biz maalesef Çukurova bölgesinde, Çukurova’yı tamamıyla yapılarla, üstelik de gökdelen mertebesinde çok katlı ağır betonarme yapılarla kapatmışız, tarıma kapatmışız. Yani çok yanlış bir kentleşme politikası izlemişiz. Bundan sonra bu duruma dikkat etmemiz lazım; deprem bu tür yapıları hiç sevmez. Yani uygun olmayan zemine kötü yapı yapmışsınız; depremde en çok hasar görecek, kayıp verecek yapılar bunlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Doğru yapılaşma tekniklerinin hayati önem taşıdığını belirten Pampal, “Yani yapacağınız şey, uygun zemine doğru yapı. O da alüvyal zemin üzerine az katlı, hafif yapı yapmaktır. Bölgede maalesef yapılaşma bunun tam tersi durumda. Yani kaya zemin üzerine çok katlı betonarmeyi yapın, yeter ki usulüne uygun yapın, deprem yönetmeliğine uygun yapın. Ama alüvyal zemin üzerine çok katlı ağır betonarmeyi yapmayın. Usulüne uygun yapsanız bile öyle şeyi gözden kaçırırsınız; mesela sıvılaşma nedeniyle bütün bir bölge zemine gömülür. Bu dünyada da var, Niigata Depremi Japonya’da, Türkiye’de de var. Yani 6 Şubat’ta işte sıvılaşma nedeniyle, zeminin etkisiyle çok sayıda kayıp verdik.” ifadelerini kullandı.
YEDİSU VE ORTA MARMARA FAYI İÇİN DE UYARDI
Prof. Dr. Süleyman Pampal, Adana ve Osmaniye’deki depremlerin yanı sıra Türkiye genelindeki sismik boşluklara ve kırılması beklenen faylara ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Kuzey Anadolu Fayı’nın doğu ve batı uçlarındaki tehlikelere dikkat çeken Pampal, “Doğu ucunda Yedisu Fayı’nın kırılması; Erzincan-Karlıova arasında 1874’te kırılmış, 7’nin üzerinde deprem üretmiş, sismik boşluk pozisyonu kazanmış, kırıldı kırılacak durumda bir fay var. Yani Doğu Anadolu Fayı’yla Kuzey Anadolu’nun kesiştiği yerin hemen yakın batısı. Karlıova’da kesişirler; güneyden Doğu Anadolu Fayı gelir, batıdan Kuzey Anadolu Fayı gelir, Karlıova’da birleşirler. İşte Karlıova’yla batıya doğru Erzincan arasında kırılmamış parça 7-7,5 arası deprem üretme potansiyeliyle bekliyor, her an kırılabilir.” dedi.
İstanbul’u bekleyen tehlikenin boyutlarını anlatan Pampal, “Kuzey Anadolu Fayı’nın batı ucunda diyebileceğimiz İstanbul civarında, İstanbul’un Avrupa Yakası’nın sahilinde 10-15 kilometre mesafede Orta Marmara Fayı var. Burası da kırılmadı. Yani buradan da kırılma ihtimali var. Geçen yıl 23 Nisan’da biliyorsunuz 6,1’lik bir deprem üretti Silivri’nin bulunduğu bölgeden doğuya doğru. Oradan da doğuya doğru 1766’da kırılan parçanın bir tanesinin kırılmadığını biliyoruz, kırılırsa 7 civarı bir deprem üreteceğini biliyoruz. Orası da şu anda topun ağzında olan yerlerden biri.” dedi.
Doğu ve Batı Anadolu’daki diğer riskli fayları tek tek sayan Pampal, “Onun dışında Batı Anadolu’da ve Doğu Anadolu Fayı’nın Çelikhan’dan Bingöl’e doğru kırılmamış birtakım segmentlerinin varlığını biliyoruz. Orası zaten 6 Şubat’ta 7,8 ve 7,6’lık depremlerle anormal stres yüklendi. İşte hemen Malatya’nın yakın batısında Malatya Fayı var. Kuzeyde hemen Ovacık Fayı var, bunlar aktif faylar ve kırılırsa 7 civarı deprem üretme potansiyeli olan faylar. Orta Anadolu Fay Zonu var Kayseri civarında; çok sayıda aktif faylar var. Oradan güneye doğru Akdeniz’e kadar inen Pozantı üzerinden Ecemiş Fayı var. Yani işte Sındırgı civarı Batı Anadolu’da, Denizli civarında Pamukkale Fayı… Şu anda sismik boşluk olan yerleri söylüyorum; yani önümüzdeki dönemde ilk kırılacak faylar bunlar. O kadar çok ki!” diye konuştu.
Türkiye’nin sismik gerçekliğiyle yüzleşmesi gerektiğini vurgulayan Pampal, “O bakımdan Türkiye’de deprem tehlikesi konusunda bir yerin diğer yere göre daha güvenli olma ihtimali yok. Her taraf deprem tehlikesinin çok yüksek olduğu, yakın olduğu bölge. Türkiye böyle bir coğrafya. Sismik bakımdan aktif ve her 4,5 yılda bir 7 üzeri deprem üreten bir bölge. Aktif tektonik bakımdan özellikleri bu, bunu dikkate alacağız.” ifadelerini kullandı.
Kentsel dönüşümün hayati bir zorunluluk olduğunu belirten Pampal, “Bizim yapacağımız şey riskleri azaltmak. O da ne? O da yapı stoğunu depreme hazırlamak, depreme dayanıklı hale getirmek. Çünkü eski yapılarımızın yüzde 80’i, 90’ı olumlu yani iyimser tahminle depreme dayanıklı değil. Bunu her deprem bize gösteriyor, ispatlıyor. Bunları bir kere bu kentsel dönüşüm uygulamalarını değerlendirerek depreme dayanıklı hale getirmek mecburiyetindeyiz. Başka yapacağımız şey yok. Bundan sonra da yönetmeliğe uygun, uygun yapıya doğru… uygun zemine doğru yapı ilkesine uyarak, göz ardı etmeyerek yapılaşmamız lazım. Bu yani arsa, tarla rantını bir tarafa bırakıp deprem olgusunu öne çekerek yapmazsak maalesef çok büyük zararlar, kayıplar veriyoruz. Yani 50 bin, 60 bin can kaybı veriyoruz; 100 bin, 100 milyar, 150 milyar maddi kayıplar veriyoruz. Bu toplum bu yükleri taşıyamaz. Yani artık yeter yani, yeter.” dedi.
Deprem uzmanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy da Adana ve Osmaniye’de peş peşe meydana gelen depremleri değerlendirdi.
Bölgedeki hareketliliği harita üzerinden yorumlayan Ersoy, “Depremlerin hepsi aynı yerde, aynı bölgede meydana geldi. Büyük ihtimalle aynı fay üzerindeki hareketleri izliyoruz şu anda. Yaklaşık birbirine yakın büyüklükteki depremler bunlar. Büyük bir fayın üzerine denk gelmiyor ama bu merkez üsleri yine de orada birbirine paralel, kuzey-güney boyunca uzanan birkaç fay var, o fayların yakınında.” ifadelerini kullandı.
Bu sarsıntıların daha da izlenmesi gerektiğini belirten Ersoy, “Bundan sonra daha da iyi izlemek gerekiyor. Çünkü artçılar hep bir fay üzerine denk geliyor. Bazen şöyle bir karakter de oluyor faylarda. Bu büyüklükteki depremler yüzlerce, çok sayıda meydana geliyor ama büyük bir deprem meydana gelmeyebiliyor. Bir seri bu deprem fırtınasıyla birlikte bölge halkı tabii çok tedirgin olabiliyor.” dedi.
Sarsıntıların Batı Anadolu’daki gibi olmadığını vurgulayan Ersoy, “Buradakiler tektonik depremler olduğunu düşünüyoruz. Hepsi geniş bir alanda hissedilebilir depremler. Bunlar normal şartlar altında yıkıcı depremler değildir.” şeklinde konuştu.
Yaşanan sarsıntıların “öncü deprem” olup olmadığı yönündeki endişelere de yanıt veren Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Kullanmayalım çünkü bir sonraki depremi tahmin edebilirsek ancak bunlar öncü ve ondan küçük depremler diyebiliriz. Bunları söyleyemiyoruz biliyorsunuz. Ama bu bölge biraz daha büyük depremler üretebilecek kapasiteye de sahip. Bu bölgede 6’nın üzerine çıkacak depremler üretebilecek faylar var Adana’nın kuzeyinde. Dolayısıyla bu tür depremler meydana gelebilir mi, teorik olarak gelebilir. Ama bundan sonra gelecektir gibi kesin bir şey söylemek elbette mümkün değil.” ifadelerini kullandı.
Meydana gelen üç depremin birbiriyle ilişkisine de değinen Ersoy, “Aynı fay üzerinde olduğunu düşünüyorum, aynı fay üzerinde gelişen depremler. Enerji uzun dönem içerisinde bu tür depremlerle sönümlenecek olabilir. Bunlar hep teorik yaklaşımlar, gerçeğini elbette bilemeyiz ama izlemek gerekiyor.” dedi.
Bölgede hakim olan panik havası ve vatandaşların ne yapması gerektiği konusuna da açıklık getiren Ersoy, “Vatandaşlara bu tür depremlerde eğer çok korkuyorlarsa, kaygı duyuyorlarsa biraz sokakta olmalarında fayda görürüm, hep bunu öneririm ben, biraz rahatlayabilirler. Ama bu, işte büyük deprem geliyor, o yüzden sokağa çıkın mesajı değil. Sadece tedirginlikleri atmak üzere.” şeklinde konuştu.
Yetkililerin veya uzmanların “evinizi boşaltın” garantisi veremeyeceğini belirten Ersoy, “Şunu bilmemiz gerekiyor, evimizin güvenli olması gerekiyor. Yani hadi bu depremi sokakta geçirdik ama bir sonraki deprem daha büyük olabilir. Dolayısıyla evlerimizin güvenli olması gerekir. Bunu da önceden bilmek gerekiyor. Evimizin güvenli olduğunu önceden biliyorsak evden de çıkmayabiliriz bu tür büyüklükteki depremlerde. Ama güvensizse tabii orada mümkün olduğu kadar kısa sürede o çürük yapılardan ayrılmak gerekir.” diye konuştu.
FLAŞ
3 saat önceSPOR
3 saat önceSPOR
3 saat önceSPOR
3 saat önceSPOR
13 saat önce
1
Rumların hezeyanı elinde patladı! ‘İsrail bizim için savaşmaz’
441 kez okundu
2
İstanbul 5. Tüketici Mahkemesi
386 kez okundu
3
Eski kilise 42 yıldır cami olarak hizmet veriyor!
386 kez okundu
4
Erdoğan’la görüşme sabrı taşırdı! CHP’den Mansur Yavaş’a ültimatom: Artık kararını ver
373 kez okundu
5
5 gollü nefes kesen finalde kupa Dortmund’un!
358 kez okundu
6
Kudüs Valiliği: İsrail, yeni bir Yahudi yerleşim birimi kurmayı planlıyor
345 kez okundu
7
Türkiye hangi ülkeye satacak? S-400 iddiası Yunanistan’ı vurdu
325 kez okundu
8
Son dakika: Endonezya’da 6,6 büyüklüğünde şiddetli deprem!
309 kez okundu
9
Bir belediye daha Yeni Parti’ye geçiyor!
284 kez okundu
10
Başbakan Zeydi’den özel talimat! Dev projede yeni gelişme
283 kez okundu