DOLAR 48,81650,05%
EURO 55,98850,02%
ALTIN 6.774,41-0,59
BITCOIN 41970681.34874%
İstanbul
21°

HAFİF YAĞMUR

18:58

AKŞAMA KALAN SÜRE

SenciftlerGroup N11 Mağazası - Güvenli Alışveriş
Mekke Paktı’nın ilk testi: Hussi-Suudi Savaşı ve Babu’l Mendep kontrolü

Mekke Paktı’nın ilk testi: Hussi-Suudi Savaşı ve Babu’l Mendep kontrolü

ABONE OL
22 Eylül 2026 13:46
Mekke Paktı’nın ilk testi: Hussi-Suudi Savaşı ve Babu’l Mendep kontrolü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mekke Paktı’nın ilk testi: Hussi-Suudi Savaşı ve Babu’l Mendep kontrolü

Orta Doğu’da Son Beş Asır (1517-2026)

1517 ve 1917 yılları arasında Orta Doğu’yu kontrol altında tutan Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra (Pax-Ottoman) Orta Doğu’ya (Bereketli Hilal), İngiltere ve Fransa hâkim oldu (1917-1956).

Sykes-Pico (1915) anlaşmasıyla Fransa ve İngiltere arasından bölüştürülen Orta Doğu’da, bu tarihten itibaren (Kanal Savaşı-1956) SSCB, ABD ve İsrail hâkim oldu. Esasen SSCB de iki asırlık Sıcak Sulara ulaşma odaklı Grand Strateji’si (Büyük Strateji) kapsamında buraya girmek istediyse de, Türkiye engelinden dolayı, Hazar ve Akdeniz’i birleştiremedi (Ermenistan) ve Suriye’den (Tartus deniz üssü) öteye geçemedi.

SSCB’nin 1989 yılında çökmesinden sonra ABD önce Irak’ı imha, 2003 yılından sonra da işgal etti. ABD’nin en gerçekçi filmi olan 11 Eylül 2001 kumpasıyla, ABD hem Suudilerin paralarına el koydu hem de Çin’e karşı Afganistan’ı işgal etti. Böylece esasen Orta Doğu’da üçüncü Büyük Oyun (Great Game) başlatılmış oldu ki; 21.yy Küresel Hakimiyeti için şu anda bu süreç yaşanmaktadır.

ABD’nin tek başına dünyaya hakim olmak için uyguladığı Grand Strateji, esasen Medeniyetler Çatışması (İslam ve Çin medeniyetine karşı Hıristiyan-Yahudi medeniyet çatışması-Hungtington Tezi-1993) dayanmaktadır ki; bu tezine uygun olan 11 Eylül 2001 saldırıları ve bu süreçte hazırlanan Bölünmüş Orta Doğu Projesi (BOP-C. Rise 2004-Tel Aviv’de ilan edildi) kapsamında 22 ülkenin sınırlarının (Irak, İran, Yemen, Suudi Arabistan, Türkiye, Sudan, Libya…) değiştirilmesi hedeflenmiştir. (Bu konuda aşağıdaki yazıma bakılabilir-https://m.star.com.tr/acik-gorus/bolunmus-ortadogu-projesine-karsi-anadolu-kalkani-haber-1555450/)

BOP, esasen ikinci Sykes-Pico anlaşması olarak görülmektedir ki; şu anda Husilerin saldırıları altında bulunan Suudi Arabistan’a, bol para ve anlaşmalara rağmen ABD’nin yardım etmemesi Doğu Akdeniz ve Hürmüz saldırıları bu süreçte anlamlı görülmektedir.

Sykes-Pico ve Bölünmüş Orta Doğu ülkeleri

Hamas’ın 9 Eylül Saldırıları ve Mekke Paktı (2026)

1993 Oslo Barış görüşmelerini tıpkı bugünkü Gazze Barışı gibi, Filistin’i imha etmek için bir oyalama aracı olarak kullanan İsrail, esasen Büyük İsrail hedefine uygun olarak yürümektedir. Bu kapsamda Suriye ve Lübnan’ı da işğal eden ABD-İsrail, Hindistan (IMEC) ve Güney Kıbrıs-Yunanistan ile askeri-ekonomik pakt kurmuş ve Suriye’de Türkiye’yle dolaylı olarak savaş halinde bulunmaktadır.

İsrail ve ABD’nin, İran, Lübnan ve Suriye başta olmak üzere öngörülemeyen ve sınırsız Orta Doğu saldırıları, Hindistan’ın Pakistan’la savaşı ve Suudi Arabistan’ın da İsrail, İran hatta ABD tehdidine maruz kalması sebebiyle Mekke Paktı’nın kurulması acil ve hayati hale gelmiştir.

Mekke Paktı (resmî adıyla Mekke Ortak Savunma Antlaşması), Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde imzalanan bir güvenlik ve savunma ittifakıdır. Zengin Suudi Arabistan, nükleer güce sahip Pakistan ve NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahip olan Türkiye’nin kurucu üye olduğu Mekke Paktı, NATO gibi birine yapılan saldırı hepsine yapılmış sayılan hayati bir maddeye de sahiptir.

Mısır, Bangladeş, Cezayir ve Suriye’nin de üye olması beklenen ve şimdilik yaklaşık 400 milyon nüfus ve dört milyon km kare stratejik coğrafyaya hakim olan Mekke Paktı üyeleri üç kıtanın kenar kuşağında bulunmaktadır.

21.yy’da İsrail ve ABD’nin Grand Strateji: Orta Doğu’nun Şehirlere Bölünmesi

4 Aralık 2025 tarihinde, 35 yıllık Grand Stratejisi’ni özellikle Çin ve Büyük İsrail eksenli olarak değiştiren ABD, bu kapsamda Hürmüz Boğazı, Bab’ül Mendep ve Doğu Akdeniz’i kontrol almaya çalışmaktadır. BOP’a uygun olarak yürütülen bu stratejiye göre Yemen, İran ve Türkiye de kontrol alınmaya çalışılmaktadır.

Rusya’nın Ukrayna sebebiyle Suriye’yi bile kaybettiği bir süreçte, Türkiye’nin iç ve bölgesel barışa yöneldiği ve Kıbrıs-Libya hattında da dikkatli olduğu görülmektedir. Şii İran’ın, füze ve Irak-Lübnan-Yemen Şii odaklı direniş ekseni şu ana kadar başarılı görülmektedir. Bu süreçte Mekke Paktı da Sünni Pakt olarak görülmektedir ki; Suudi-İran/Yemen çatışmaları ciddi tehdit olarak görülmektedir ve Pakistan bu kapsamda İran’ı uyarmıştır. Ancak sıcak bir çatışma olması imkansız görülmektedir ki; ABD-İran barışının merkezi Pakistan’dır.

Kızıldeniz’in en kritik kesimini ve 40 milyonluk Yemen’in esasen nüfus ve tüm stratejik yerlerini, son on yılda 150 000 ölüye rağmen kontrol eden Hussilerin ortaya çıkışı esasen 1990 yılındaki Yemen iç savaşına dayanmaktadır.

Suudilerin stratejik öngörüden yoksun ve sadece para-hava gücüyle müdahale ettiği bu savaşta yaklaşık son 35 yılda, Kuzey-Güney iç savaş nedeniyle 400 000 kişi ölmüşse de Ensarullah adıyla ortaya çıkan Şiilikten kadar Sünniliğe de yakın olan Zeydiler bir süre sonra Hussi adıyla ortaya çıkmış ve İran’ın desteğiyle 2014’ün sonlarında Sana’yı basarak cumhurbaşkanlığı sarayı ile kritik askeri tesisleri ele geçirdikten sonra Yemen hükümetini sürgüne zorlayarak iktidara geldi.

Uzun süredir sadece Gazze nedeniyle İsrail’e birkaç füze ve dron gönderen Hussiler, özellikle İran’dan Hamaney’in cenaze töreninden dönen uçağa yapılan saldırıya karşı cevap verilmiş, Suudi ve Güney Yemen hükümetine karşı saldırıya geçerek 10 milyar dolar değerinde silah, Bab’ul Mendep’in ortasındaki Perim Adası (İnsanlığın Afrika’dan kopuşunu simgeleyen Hüzün Boğazı) ve Makko kahvesinin merkezi olan Makko’yu, Halid Bin Velid ve Kays Garnizonunu ele geçirdiler. Aynı anda Yanbu limanı ve Suudilerin Doğu-Batı enerji boru hattını vuran Babul Mendep’i kapatan Hussiler, Suudi Arabistan’ı kımıldayamaz hale getirdiler. ABD’yi yardıma çağıran Suudilere Trump, sadece yol göstermiştir. Para’nın para etmediği bir ülkenin sadece milli gücü- ruhuyla ayakta kalabileceği ve paralı askerlerle yaşayan ülkelerin son örneği Suudi Arabistan görülmektedir.

Bu süreçte Mekke Paktı üyeleri ve Mısır’ın neler yapacağı merak edildi. Ancak Türkiye’nin böyle bir maceraya girmeyeceği, Osmanlıya son bir asırda (1840-1917) yaklaşık 200 000 askere mal olan, dağlık-uzak coğrafyası ve sert insanı ve Doğu Akdeniz, Terörsüz Türkiye ve TBMM’den geçirmediği Mekke Paktı nedeniyle rahatlıkla anlayabiliriz. Ancak İstanbul boğazlarının geçişleri ciddi sıkıntıya girmesi halinde Türkiye’nin stratejisi değişebilir ki; Yemen’in burada savunmada oldukları ve Kızıl Deniz’i , İran-ABD savaşına rağmen tam olarak kapatmadığı görülmektedir.

Mısır ise 1960’dan itibaren 100 000 asker gönderdiği Yemen’de, İsrail karşısında adeta formatlandığı 1967 savaşını ve Suudilerin son on yılda içinde bulunduğu zor duruma rağmen vermediği paraları ve Suudilerin son can borusu olarak kalan Süveyş Kanalı’ndan dolayı, kendini oldukça pahalı ve ağırdan pazarladığı görülmektedir.

Yıllık 7 milyar doları Süveyş Kanalı’ndan kazanan Arapların en güçlü ülkesi olan Mısır’ın, Sudan ve Yemen’e daha fazla kayıtsız kalamayacağı görülmektedir. Suriye’siz bir barış ve Mısır’sız bir savaşı yapamayacak olan Arapların, İsrail ve Yemen karşısında esasen Türkiye, İran ve Pakistan ittifakına ihtiyacı vardır ki; bunun da dış cephesi Çin’e dayanmaktadır.

Çünkü Körfez ülkelerine 50 yıldır verilen ABD’nin güvenlik garantileri, İsrail ve İran füzeleri için artık tamamen tehdide dönüşmüştür. Bu nedenle BAE, İran’la barışmak zorunda kalmıştır. Türkiye de bu süreçte Irak Kalkınma Yolu Projesi ve terör örgütü nedeniyle Suriye ve Irak’ı koltuğunun altına almaya çalışmaktadır ki; Kudüs Paktı ve Kürdleri de çatışma ve terörden uzak tutmaya çalışmaktadır. (MHP Lideri Devlet Bahçeli-2025)

Tüm bu süreçte Yumuşak Güç (Soft Power)’le Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’ya enerji ve Kuşak Yol (BRI) açısından bağımlı olan Çin’in de İslam Dünyasıyla aynı kaderi paylaştığı görülmektedir.

Husilerin Bab’ül Mendep Kontrolü ve Değerlendirme

Henüz iki aylık olan Mekke Paktı, NATO gibi bir maddeye sahip olsa da Fransız sigorta şirketleri sözleşme öncesi sorunları kapsamaması gibi bir NATO da değildir. Bu nedenle Yemen olayları Pakt’ın ve Orta Doğu’nun geleceği için de önemli olacaktır. Araplar, Mısır olmadan savaşamadıkları gibi Türkler olmadan da son bin yıldrı çölden dışarı çıkmadılar. Bu çerçevede aşağıdaki maddelere ulaşılmıştır:

– Mekke Paktı üyelerinin, Hussiler ya da İran’la savaşması mümkün görülmüyor.

– İran’ın füze ve direniş ekseni stratejisi başarılı görülüyor ki; Hussilerin füze sistemini kuran İran’dır.

– İsrail ve ABD’nin Suudi Arabistan’a yardım etmemesi BOP kapsamında anlamlı görülmektedir ki; Suudilerin en az üç parçaya bölünmesi muhtemeldir.

– Mekke Paktı henüz Türkiye’nin Parlamento’sundan geçmediği için Türkiye açısında yürürlükte değildir. Bu kapsamda, Türkiye de Yemen’in saldırılarını sadece kınamış ve Suudileri askeri akıl verdiği ve satış yaptığı ön görülmektedir.

– Türkiye’nin önceliği Doğu Akdeniz’deki İsrail-Yunan Aşil Kalkanı ve Fransa ve İatlya’nın Güney Kıbrıs’taki askeri yığınağında iken ve Osmanlının son zamanlarında Yemen korkusu hala hafızalarda iken buraya asker gönderemez.

– Terlikli Hussilerin 10 milyar askeri ganimeti mi yoksa ABD’nin Afganistan’da kasıtlı bıraktığı askeri malzeme mi? Olduğu düşünmekte yarar görülmektedir.

– Mısır da Suudilerin yanında, İsrail korkusuyla bu savaşa giremez ve Mısır’ın Mekke Paktı’na girmemesi halinde Paktın oldukça zayıf kalacağı düşünülmektedir.

– Hindistan korkusu yaşayan Pakistan’ın İran’a uyarısı anlamsız görülmektedir ki; İran, Hussilerin bağımsız olduklarını sadece tavsiyede bulunabileceklerini bildirmiştir.

– Şu anda ABD’ye karşı zaman ve mekan itibariyle eli oldukça güçlenen İran’ın bu işten mutlu olduğu ve Suudileri, BAE gibi ayaklarına getireceği görülmektedir.

– Mekke Paktı Müslüman ülkelerin iç çatışmasında, Şii ve Sünni farkı olsa da kamuoyu baskısıyla kullanılamayacağı düşünülmektedir ki; herkesin ortak düşmanı İsrail ve hedef olarak Kudüs görülmektedir.

– Dünya petrol akışının üçte birinin etkilendiği Hürmüz ve Bab’ül Mendep savaşı, küresel üçüncü dünyasına giden yolun taşları olarak görülmektedir ki; bu sürece Çin de daha fazla tarafsız kalamaz.

– Suudilerin, BAE gibi İran ve Hussilerle ekonomik tavizler karşısında barışması beklenmektedir. Çünkü Türkiye ve Mısır bu savaşa katılmayacaklardır. Güney Yemen Ordusu da başarısız olmuştur ki; Sünni aşiretler de Hussilerin yanında savaşmakta ve askeri malzemeleriyle birlikte Hussilerin safına geçmektedir.

– Katlanan enerji fiyatları ve İsrail-ABD’nin seçimleri sonrası, Trump ve Netanyahu’nun savaş kartını daha güçlü kullanacakları ve Ukrayna-Rusya savaşını, Avrupa’ya sıçrama riski bulunmaktadır. Bu nedenle bu kışın sıcak geçeceği ön görülmektedir.

ŞençiftlerGroup n11 Mağazası

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
ŞençiftlerGroup n11 Mağazası