DOLAR 48,43010%
EURO 56,38630,27%
ALTIN 6.871,45-0,40
BITCOIN 3848915-0.44447%
İstanbul
25°

AÇIK

13:03

ÖĞLEYE KALAN SÜRE

SenciftlerGroup N11 Mağazası - Güvenli Alışveriş
Yirmi Kişilik Bir Şirket Nasıl 1 Milyar Dolar Eder?

Yirmi Kişilik Bir Şirket Nasıl 1 Milyar Dolar Eder?

ABONE OL
1 Eylül 2026 09:45
Yirmi Kişilik Bir Şirket Nasıl 1 Milyar Dolar Eder?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okurlarım!

Bir şirket düşünün…

Kuruluşu üzerinden sadece 1-2 yıl geçmiş.

Yaklaşık 20 çalışanı var.

Ne yüzlerce dönümlük arazisi ne devasa fabrikası ne de binlerce çalışanı bulunuyor.

Ürettiği şey ise mobil oyun.

Evet…

İstanbul’da kurulan Loom Games’in geliştirdiği Pixel Flow adlı oyun, birkaç ay içerisinde 10 milyondan fazla oyuncuya ulaştı ve ABD’de en fazla gelir elde eden ilk 20 mobil oyun arasına girdi.

Bu yılın şubat ayında  Loom Games şirketinin çoğunluk hissesi, Scopely adında ABD merkezli bir mobil oyun şirketi tarafından 1 milyar doları aşan değerleme üzerinden satın alındı.

Geçtiğimiz günlerde ise benzer bir başarı haberi İzmir’den geldi.

İzmir’de kurulan HubX şirketi, ABD merkezli Point72 Private Investments’tan 75 milyon dolara kadar yatırım alarak 1,2 milyar dolar değerlemeye ulaştı ve Türkiye’nin sekizinci “Turcorn”u oldu.

Turcorn, Türkiye’den çıkan milyar dolar değerlemeye ulaşmış teknoloji girişimi anlamına geliyor.

Henüz dört yaşındaki şirket, geliştirdiği mobil uygulamalar ve yapay zekâ araçlarıyla 190’dan fazla ülkede 600 milyonun üzerinde kullanıcıya ulaşmış durumda.

Biri İstanbul’dan, diğeri İzmir’den başlayan ve dünyaya yayılan iki ayrı başarı öyküsü.

Bu şirketler, Türkiye’deki mühendislik ve girişimcilik kabiliyetini dünya pazarına taşımayı başarabildiler.

Demek ki yeni ekonomide bir şirketin değeri, yalnızca çalışan sayısıyla veya sahip olduğu maddi varlıklarla ölçülmüyor.

Asıl değer; teknoloji, marka, kullanıcı sayısı, veri, dağıtım kabiliyeti ve fikrî mülkiyette oluşuyor.

DEĞER ARTIK FABRİKAYLA ÖLÇÜLMÜYOR

Yatırım denilince ister istemez aklımıza hemen fabrikalar geliyor, öyle değil mi?

Ne kadar arsa tahsis edildi?

Kaç makine alındı?

Kaç kişi istihdam edildi?

Şüphesiz bunların her biri önemli.

Elbette, Türkiye’nin fabrikaya, üretime ve sanayi yatırımına ihtiyacı var.

Ancak dünya ekonomisinde değer üretme biçiminin değiştiğini her geçen gün daha açık biçimde görüyoruz.

Yani siz, yirmi bilgisayarı yan yana koyduğunuzda 1 milyar dolarlık şirket ortaya çıkmaz.

O bilgisayarların başına doğru insanları oturttuğunuzda, özgün bir ürün geliştirdiğinizde ve dünya pazarına ulaştığınızda ise ortaya bambaşka bir değer çıkabilir.

BU PARALARI KİMLER VERİYOR?

Değerli okurlarım, biliyorsunuz millî ekonomi vurgusunu sıkça yapıyoruz.

Girişimci yerli, fikir yerli, ürün Türkiye’den çıkıyor. Fakat bu şirketler büyüdüğünde, milyar dolarlık değere ulaşırken parayı kim veriyor, yatırımı kim yapıyor?

Küçük bir araştırma yaptığımızda, Loom Games’in çoğunluk hissesini alan ABD merkezli Scopely şirketinin, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun sahibi olduğu Savvy Games Group bünyesinde bulunduğunu görüyoruz.

Yani Loom Games’e yatırılan sermayenin nihai kaynağı, Suudi Arabistan’ın kamu fonuna kadar uzanıyor.

HubX’in yatırımcısı ise Point72 Private Investments diye bir yatırım fonu. Bu fon, Amerikalı yatırımcı Steven A. Cohen’in liderliğinde yatırımlar yapıyor.

Bu fonun İsrail bağlantısı bulunuyor. Bu yatırım grubu, İsrail merkezli teknoloji şirketlerine yoğun şekilde yatırım yapıyor.

ŞİRKETLERİMİZİ KORUMALIYIZ

Türkiye artık dünya çapında teknoloji şirketleri kurabilen bir ülke.

Fakat şirket büyüdüğünde ihtiyaç duyulan sermayeyi çoğunlukla yabancı yatırımcılar sağlıyor. Böyle olunca hisselerin, fikrî mülkiyetin ve karar merkezinin zamanla yurt dışına çıkması riski de doğuyor.

Yabancı sermayeyi bütünüyle tehdit veya nimet olarak görmek doğru değil.

Ancak yatırım yapıldıktan sonra şu soruların cevabını da bilmek gerekiyor:

Şirketin kontrolü kimde kalacak?

Fikrî mülkiyet hangi ülkede tutulacak?

Kullanıcı verilerine kimler erişebilecek?

Yönetim ve Ar-Ge faaliyetleri Türkiye’de devam edecek mi?

Yerli teknoloji şirketlerimiz yatırım alırken, bu konuların Türkiye’nin çıkarları gözetilerek değerlendirilmesi gerekiyor.

Çünkü gelecek vadeden şirketler, daha çok büyümeden küresel sermaye gruplarının radarına giriyor. İsrail bağlantılı yatırım fonları da dâhil olmak üzere, bu şirketlere yüksek yatırım teklifleri sunuluyor.

Kurucular açısından büyük fırsat gibi görünen bu teklifler, zamanla yabancı sermayenin şirket üzerindeki etkisini artırabiliyor.

Şirket kurucularına hayal edemeyecekleri paralar teklif ediliyor. Yedi kuşak torunlarına yetecek kadar büyük paralar…

Bu sermaye grupları için para önemli değil. Çünkü para sadece bir araç.

Yatırım yapılan teknoloji şirketindeki bilgi birikimi, kullanıcı bilgileri, geliştirilen teknoloji ve fikrî mülkiyet; çoğu zaman yatırılan paradan çok daha kıymetli oluyor.

İşte bu yüzden, Türkiye’nin yeni teknoloji şirketleri çıkarması kadar, büyüyen şirketlerini koruyabilmesi de hayatî bir öneme sahip.

Bu noktada Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki Türkiye Teknoloji Fonu’na önemli görevler düşüyor.

Aynı şekilde Türk Devletleri Teşkilatı ülkelerinin kurduğu Türk Yatırım Fonu’nun da devreye girmesi gerekiyor.

Türk dünyasının ortak sermayesi, gelecek vadeden şirketlerimizin büyümesine eşlik etmeli.

Stratejik alanlarda Türk girişimcilerini Türk yatırım fonlarıyla buluşturmalıyız. Yabancı yatırımları da Türkiye’nin uzun vadeli menfaatlerini gözeterek ve dikkatli bir şekilde yönlendirmeliyiz.

Öyle ya da böyle, şirketlerimizin bilgisini, verisini ve geleceğini Türkiye’de tutmayı başarmalıyız.

ŞençiftlerGroup n11 Mağazası

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
ŞençiftlerGroup n11 Mağazası